İstiklal saldırısına soru değil, yanıt

Ortalığın durulmasını beklemek nafile. eserler “durulma”; unutulma, normalleşme faydaları değil. Bütün bilgiler ve ortaya çıkması, nedenlerin ve sonuçların tüm açıklığıyla görünüşlerinin özellikleri. Ancak anlaşılan, ortalığın durulmasını bekleme süresinin “açıklığa” kavuşmasına yol açmayacak!

Taksim’deki ilişki iki soru!

1-Kim(ler), saldırıyı nasıl yaptı?

2-Neden yaptı(lar) ve nasıl bir sonuç elde etmeye çalışıyor(lar)?

HANGİ PARMAK İZİ KİME AİT!

Birinci koruma talebinde bulunursa ikinci soruları yanıtını bulmak için aramıyorsanız, bu sadece “siyasi dergi” derdinseniz demektir. Yani siyasetçiler ikincisine yanıt aramalı. Bunu da sonraki savunmalarını ya da siyasi hamlelerini geliştirmek için yapmalılar.[1]

Farkındaysanız (ki mutlaka sahipleniyorsunuzdur) günler birinci misafirlerin yanıtını arıyor tüm bakışları. Ahlam Albasır kimdir, nerede yaşıyor, hangi taksi ile geldi, kimle geldi, nasıl gitti, nereli[2]sevgili mi getirdi, o şimdi nerede, elinde neden bahçıvan makası var, aynı hizadan fotosu nasıl çekildi, sınırdan nasıl geçti, soru, soru, soru…

Neredeyse herkes (biraz meraktan biraz yönlendirme amaçlı) soru tahmin ediyor! Aslında her şeyi gözetliyor ama hiçbir şey bilmiyor, hiçbir müdahaleye ulaşamıyoruz. Görünüşe göre bundaki en büyük “başarı” Süleyman Soylu’ya ait (bir “akıl” söylemeyi planladıklarını söyleyerek hakaret olur ama). Bir “söğüş” servisi medyanın önüne geçti, medya da hep birlikte bize “kafa”yı yedirtiyor.

Eğer ikinci kişiyi geçemeyip birincide takılıp kalırsanız, bu tür saldırıları önlemek için bulacağınız çözüm; beton saksıları ve ağaçları caddeden sökmek olur. (Hatırlarsınız bilmem ama çöp kutusuna bomba konuldu diye bu şehirdeki bütün çöp kutuları toplatılmıştı bir zamanlar. “Yere çöp atmayın” yazıları tamamen ama).

Bir saldırıyı, özellikle terör yaratma amaçlı bir saldırıyı sadece polisiye önlem alarak önlenmesi mümkün değildir. Polisiye önlemle bu saldırı nasıl önlenebilirdi? İstiklal’e çıkan bütün sokakları arama noktasını bir arada bulunduran noktalar. O zaman da gider başka meydana gelirdi bombayı ya da aramayı patlatırdı. Yani nedeni ortadan kaldırmaktan ve elde etmekten amaçlanan eylemlere ulaşılamayacağına “ikna edilmekten” bu tür saldırılar en-gel-le-ne-mez.

Ne yazık ki birinci sınıf aygıtı her yönüyle açıklayabilecekleri “makul ve sonlu” yanıtlar verilemesinden birinci sorudan ikinci bilgisayardan doğrudan geçemiyoruz. Çünkü bu engellendi ve oradaki bulamaç hem Soylu hem de iktidar medyası sayesinde yoğunluk kazandı. Yeni Şafak’ın iddiasına bakılırsa, saldırı neredeyse PKK-FETÖ-İŞİD ortak örgütü. Hatta “İngiliz Mirror gazetesi, İstanbul’da teröristlerle 2005 yılında Londra’da bombalı saldırı düzenleyen teröristin ortak noktasına dikkat çekmiş” bile. (Taksim’deki terörist o anda 3 yaşında)

NEDEN-SONUÇ, SONUÇ-NEDEN

Ama biz yine de ikinci gücü geçelim ve birlikte düşünelim!

Neden yaptı(lar) ve nasıl bir sonuç elde etmeye çalışıyor(lar)? Bu konu üzerinde düşünürken “bir ziyaret” ile birlikte ele alınması zorunlu. Saldırının olduğu gün hükümetler Bakanı Süleyman Soylu Suriye’de idi. İdlip’te.[3]

Birinci şüpheli, şüpheli şüpheli. Yani PKK-PYD-YPG. Bu mümkün mü, tabii ki mümkün! Geçmişi aktarması yapmak yeterlidir.[4] Ancak bu saldırının yol açacağı sonuçlar düşünüldüğünde “kâr” evinden daha çok “zarar” hanesi kabarıyor. Bu saldırı, AKP’nin uzun süreler boyunca istediği Suriye’ye topyekûn bir askeri harekatın meşru zeminini oluşturur. Ayrıca HDP’nin doğumlarını zorlayanların ellerini güçlendirecektir. YPG’nin “bu sonuçları elde etmek almak” iddia etmek biraz saçma olacaktır.

YPG’nin söylediklerinin iddiası ise Soylu’ya bir mesaj verilmek istendiği şeklinde; “Sen bizim (Suriye’nin) içişlerine karışırsan, biz de senin (Taksim) içişlerine karışırız”.

Ancak bu iddia, Suriye’deki cihatçı çeteler için ileri sürüldüğünde çok daha gerçekçi olabilir. Çünkü bilinen ki uzun süreler boyunca bu çeteler bir tür “yeniden dizayn” edilemiyor ve AKP’nin konuşma taktiği, yani Esat ile başlayan toplantılar, bu çetelerin daha da “huzursuz” olmasına yol açmış durumda.

AKP’nin “değişen taktiği” demişken bir “değişiklik” de Mısır konusunda yapmıştı. Mısır ile tekrar arayı düzeltmeye çalışan AKP’nin, Mısır’ın “Türkiye ile ilgili düzeltmesinin ön amacı olarak Müslüman Kardeşler’in varlıklarına bir şekilde son verilmesi” talebine uygun davrandığına tanık olduk. Hatta “Müslüman Kardeşler’in, incelemelerin çıkarılması durumunda doğrudan Erdoğan’ı hedef alan eylemleri yapacakları”nın ses kayıtlarının olduğu iddia edildi. (Yakalananların kökensel kökenleri, durumu daha da ilginç kılıyor!)

Bir başka iddia da ABD’ye yönelik. Bunu doğrudan Süleyman Soylu dile getirdi üstelik ve “bir mesaj iletildiğidedi. ABD’nin böyle “işler” yapmayacağını söylemek de çok saçma olur doğaldır. Üstelik AKP’nin, Suriye’ye kapsamı bir harekât düzenlemesi istediği ve ABD’nin bunu engellemeyi amaçladığı düşünülürse. Ama bu “iş” bir engel değil, destek doğuruyor. Ayrıca ABD ile yeniden arayı düzeltme isteyen AKP’nin, “ABD ne isterse yapmaya hazır bekleme” izlenimine sahip bakış. Yani Biden’in “15 dakika süren görüşmede söylemesi” yeterdi, neden böyle çetrefilli işlere girsin.

Hepsinin yanında neden-sonuç ilişkisinin çok kolay kurulabildiği, iç siyaset mimarisi mevcut. Herkesin siyasi hafızasında canlı ve sık sık da hatırlatılıyor zaten; 7 Haziran-1 Kasım 2015 yaşananlar arasında/yaşatılanlar. Seçim sath-ı mailine girdiğimize göre ve NŞA’da (normal şartlar altında) iktidarda kalınamayacağı anlaşıldığına göre, denenmiş ve sonuç alınmış bir tezgâhı tekrar devreye sokmak istenebilir. Bu kadar yıl boyunca oluşturulmuş ve artık “kurumsal” hale gelmiş o kadar fazla güç merkezi mevcut ki olası bir iktidar değişikliğine karşı, her türlü “iş”in sahibini gözetmiş olabilirler!

Bu girişi içermesi gerekir ki kimin yaptığından çok, kimin hangi sonucu almak için “çalıştığı” çok daha kritik. Yani saldırıdan sonraki süreçte çok farklı biçimlerde örgütlenerek, saldırıyı gerçekleştirenlerin amaçlarını tersyüz koruma sonuçları yaratabilir. mesela; bu saldırı Süleyman Soylu’ya mesaj iletmek için (gözdağı vermek için) yapılmış olabilir ama süreçten tersten öyle işletilir ki Suriye’ye topyekün bir askeri harekâta dönüştürülebilir. Ya da tersten bu saldırı AKP’nin iktidarda kalmasını sağlamak için gerçekleştirebilir ama muhalefet öyle bir süreç örgütler ki AKP, baş aşağı indirmeye dayanabilir.[5]

SONUÇ;

Tekrar edelim: Nedenleri ortadan kaldırmaktan ve elde etmekten amaçlanan eylemlere ulaşılamayacağına “ikna edilmekten” bu tür saldırılar en-gel-le-ne-mez. Açıktır ki “nedeni işveren”, 20 yıllık AKP yönetiminin içerideki ve dışarıdaki politikalarıdır. Irak’tan Suriye’ye, Mısır’dan Libya’ya, BAE’den Suudi Arabistan’a, Katar’dan Somali’ye, Azerbaycan’dan Ermenistan’a, İsveç’ten Fransa’ya, Ukrayna’dan Macaristan’a, ABD’den Rusya’ya, AB’den Şangay 5’lisine, BM’den NATO’ya kadar ne kadar dış politika başlığı varsa hepsinde tutarsız, saldırgan politikalarla sıçmalarsanız[6], herkes için bir “neden” yaratırsınız. Bütün neredeyse “dış güçler”, AKP hakimiyeti ile ilgiliin kısa dönemlere sıkıştırılan “kazan-kazan” pragmatizminden geçti.

Açıktır ki 20 yıllık AKP yönetiminin kritik siyasi sonuçlarını elde etmek istediği her davranışın demokratik ve hukuki kurallarının yerine uzlaşmacı, kural dışı, “ben yaptım oldu”cu bir yöntem kullandı. Siyasi rakiplerini ortadan kaldırmak, AKP’nin oligarglarını oluşturmak, kemikleşmiş besleme partizanlar istihdam etmek, vb sonuçlarını bu şekilde gerçekleştirmeyi başardı. Bu yöntemin “başarılı” olması artık AKP için hava ve doğal olarak AKP’ye karşı kullanım da evi. Örnek mi? AKP’nin İYİP’i zorladığı ilişki, çevresinden de MHP’nin AKP ile girdiği ilişki.

Bu kirli çevreden dışarı çıkmanın yolunun benzer yol ve yönlendirmeden kullanılmaması, her “solduyulu” insanının farkındalığı olduğu bir gerçeklik.

Bırakıp bu kirli siyaseti, Yağmur’ların ve Ecrin’lerin ölmemesi için “İçerde barış, kilo barışı” denilmesi ve örgütlenilmesi ise şart.

NOTLAR.

[1] Hukukçusu, ekonomisti, mühendisi doğal olarak başka bir değerlendirme yapacaktır.

[2] Hala çocukluğunun nerede olduğunu yani aslen nereli olduğunu öğrenemedik. Ama Eritrece’de yapılmış bir dövmesi olduğuna çok şükürler olsun.

[3] MÜSİAD Köyündeki 600 briket evin açılışını yaptı. Gitmişken anaokulu, ilkokul da açtı. Organize Sanayi Sitesi gezdi. Kilis Valisi ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürü ile birlikte. Gerçekte rastlantı ise Soylu’nun saldırganlığının, “Afrin-İdlib üzerinden Türkiye’ye eylem yapmak için boşaltmaya başladıklarını söylemesi” idi.

[4] Bu durumu ortadan kaldıracak olan ise, PKK’nin geçmişte yayınlanması, sivil halkın hedef alan şiddet suçlarının özeleştirilmesini sağlaması ve kesin bir dille bundan sonra hiçbir şekilde bu tür eylemlerin yapılmayacağını kararlaştırması olur. Ayrıca eklemek da olsa yapmayacağını. Bu yapılmadığı sürece, onun saldırıda “olağan şüpheli” olarak kalmaya devam edecek.

[5] Ama değiştirilemeyecek sonuç; Bu düşmanların yabancı düşmanlığı daha da artacak.

[6] Sıçmalamak; rezillik derecesinde saçmalamak, sıçıp sıvarcasına saçmalamak. Cem Akaş.

Leave a Comment